Etiket: ripaldapasajı

  • Camın Altında Yürümek Ne Zaman Modern Oldu?

    Camın Altında Yürümek Ne Zaman Modern Oldu?

    🎧Juan Arenosa – Cordelia (2024) Valensiya ile İstanbul arasında dilsiz, zamansız, mekânsız bir eşlikçi.

    1889’da Valensiya’da bir kişi cam örtülü bir geçidin altından yürürken ne hissediyordu?
    Aynı yıllarda İstanbul’da bir pasajdan geçen biri ne görüyordu?

    İki şehir. İki pasaj. Aynı yüzyıl. Ama aynı deneyim değil.

    Valensiya’da Düzenin İçinden Geçmek

    19.yüzyılın sonu.
    Valensiya, Akdeniz ticaretiyle güçlenen, istikrarlı sayılan bir burjuva kentidir.

    Kent merkezinde dolaşmak artık bir sosyal pratiktir. Vitrinlere bakmak, görünür olmak ama kontrollü olmak.

    İşte bu atmosferde 1889’da Pasaje Ripalda inşa edilir.
    Mimarı Joaquín María Arnau Miramón. Sipariş veren ise dönemin varlıklı Ripalda ailesi.

    Ripalda bir “iç sokak”tır.
    İtalya ve Fransa’daki 19. yüzyıl pasaj örneklerinden esinlenmiştir.
    Ama burada belirleyici; geçiş önceliklidir.

    Valensiya merkezindeki Ripalda Pasajı, 19. yüzyıl Avrupa pasaj mimarisi örneği ve Ripalda Pasajı camlı tavan detayı, 19. yüzyıl kapalı pasaj mimarisinde ışık kullanımı

    Sokaktan koparsınız. Ama kaybolmazsınız. Yön duygusu nettir.

    Bu, burjuva modernliğinin mekânsal karşılığıdır; düzenli, ölçülü ve kontrollü.

    20. yüzyılın başlarında pasaj çevresinde Café Inglés ve Café Hungría gibi mekânlar ortaya çıkar.
    Gran Hotel Ripalda modern konaklama anlayışını temsil eder.
    Kaynaklarda burada Valensiya’daki erken dönem asansör örneklerinden birinin kullanıldığına dair bilgiler yer alır.

    Yani modernlik yalnızca cam örtüde değil, kullanım biçiminde de kendini gösterir.

    Ve sonra küçük bir ayrıntı dolaşır şehir hafızasında. Pasaj içindeki bazı cam vitrayların Antoni Gaudí’ye atfedildiği söylenir

    Bu iddia temel mimarlık tarihi kaynaklarında doğrulanmış değildir.
    Akademi temkinle yaklaşır.

    Ancak şu kesindir: özgün cam detaylar 20. yüzyılın sonundaki müdahaleler sırasında yerinde değildir.

    Düzenli modernliğin içinde küçük bir belirsizlik.

    İstanbul’da Geçişin İçinde Kalmak

    Aynı dönem. İstanbul.

    Beyoğlu hattı Osmanlı başkentinin en kozmopolit alanıdır.
    Tiyatrolar, meyhaneler, elçilikler, oteller. Farklı diller aynı caddede dolaşır.

    Cité de Péra bu atmosferde ortaya çıkar .
    Bugün bildiğimiz adıyla Çiçek Pasajı.

    Avrupa’daki pasaj fikrinden beslenir. Cam örtülüdür. Ticari bir dolaşım alanıdır.

    Ama burada bir fark vardır.

    Yapı yalnızca geçilen bir koridor değildir. Yaşanan bir organizmadır. Neden?

    Hikâye daha eskiye uzanır. Zira 19. yüzyıl ortasında aynı yerde Naum Tiyatrosu yükselir. Opera temsilleri sahnelenir. Avrupa repertuvarı İstanbul’a gelir.

    Beyoğlu geceleri müzikle doludur.

    1870’teki büyük Beyoğlu yangını tiyatroyu yok eder.

    Beyoğlu’nda Çiçek Pasajı iç mekânı, 19. yüzyıl Cité de Péra yapısının günümüzdeki kullanımı

    Arsa banker Hristaki Zoğrafos tarafından satın alınır ve 1876’da Cité de Péra inşa edilir. Alt katta dükkânlar, üstte daireler.

    Avrupa pasaj tipolojisi İstanbul’a taşınır.
    Ama İstanbul onu kendi ritmine göre dönüştürür.

    1917 Rus Devrimi sonrasında İstanbul’a gelen Beyaz Rus kadınlar pasaj içinde çiçek satar.
    Bu görüntü o kadar kalıcı olur ki yapı halk arasında yeni adını alır: Çiçek Pasajı.

    Bir tiyatro, bir yangın, bir yatırım, bir göç hikâyesi ve çiçekler.

    20.yüzyıl ortasında çiçekçiler azalır ardından meyhaneler çoğalır.

    Gazeteciler, şairler, yazarlar burada buluşur.
    Cumhuriyet dönemi entelektüel hayatı pasajın masalarına taşınır.

    Ses değişir, atmosfer değişir; ama kalabalık eksilmez.

    Beyoğlu’nun sosyal dokusu geçirgendir.
    Karşılaşmalar beklenmediktir.
    Kamusal hayat daha gürültülüdür.

    Bu yüzden burada yürümek çoğu zaman durmaktır.
    Geçiş, kalmaya dönüşür.

    Aynı Yüzyıl, Farklı Ritim

    Ripalda Pasajı tasarım gereği akışkan bir iç sokaktır.
    Çiçek Pasajı ise Beyoğlu’nun karmaşık ritmine uyarlanmış bir geçiş mekânıdır.

    Bugün bu fark hâlâ hissedilir.

    Ripalda Pasajı’nda yürürken ilerlersiniz.
    Çiçek Pasajı’nda yürürken oyalanırsınız.

    Bu fark mimariden çok bağlamla ilgilidir.
    Aynı modernlik fikri, iki şehirde iki farklı sosyal ritme uyum sağlamıştır.

    Valensiya’da camın altından geçerken düzeni, İstanbul’da ise sesleri hissedersiniz

    Belki de soru şudur: Modernlik gerçekten tek bir deneyim midir?Yoksa her şehir onu kendi ritmine göre her zamanda yeniden mi yazar?

    Beyoğlu’nda Çiçek Pasajı girişi ve İstiklal Caddesi’nde yürüyen kalabalık

    19. yüzyılın eşiğinde Valensiya’da atılan adımlar ile İstanbul’dakiler arasında hâlâ görünmez bir bağ var; çünkü bence atılan adımlar hâlâ duyulur.

    Tarih bilmek şart değil; bazen yalnızca yürümek yeterlidir.