Bu yol seni nereye götürüyor? Bugün gideceğin yere mi?
Yoksa iki bin yıl önce aynı hattı kullanan birine mi?
Valensiya’dasın.
Yürüyorsun.
Gözün bir tabelaya takılıyor.
“Via Augusta.”
Büyük ihtimalle ne olduğunu düşünmeden geçiyorsun.
Bulunduğun yerin tarihini anlatan tabelalardan biri gibi.
Ama aslında öyle değil.
O yol, sadece bir sokağın adı değil.
Roma dünyasının en uzun kara yollarından birinin parçası.
Via Augusta, Hispania’yı boydan boya geçen ana hatlardan biriydi.
Güneyde Gades’ten (bugünkü Cádiz) başlayıp kuzeyde Pireneler’e kadar uzanıyordu.
Toplam uzunluğu yaklaşık 1500 kilometreydi.

Yaklaşık 500 kilometrelik kısmı, bugünkü Valensiya bölgesinden geçiyordu.
Yani burada yürürken aslında bir şehrin içinde değil, çok daha büyük bir sistemin üzerinde yürüyorsun.
Bu yol neden vardı?
Çünkü Roma’da yollar yalnızca ulaşım için yapılmazdı.
Bir imparatorluğu ayakta tutmak için gerekliydi.
Askerler bu hat üzerinden ilerliyordu.
Tüccarlar mallarını bu yol boyunca taşıyordu.
Vergiler, emirler ve haberler bu ağ üzerinden yayılıyordu.
Bir şehir bu yol üzerindeyse, genellikle sistemin parçası haline gelirdi.
Değilse, yavaş yavaş dışına düşüyordu.
Bu konum, geçmişin Valentia kentinin kurulmasında önemli rol oynadı. .
Turia Nehri’nin yanında ve bu yolun üzerinde.
Bu bir tesadüf değildi.
Roma dünyasında çoğu zaman önce yol gelir, şehir onun etrafında şekillenirdi.
Çünkü şehir dediğimiz şey, aslında bir bağlantının etrafında oluşur.
Bugün aynı hat (Calle de San Vicente Mártir hattı)üzerinde yürüdüğünde bambaşka bir şey görürsün.
Kafeler, dükkânlar, insanlar. Ama yol hâlâ aynı işlevi sürdürür: İnsanları ve mekânları birbirine bağlar.

Roma döneminde bu yol bir imparatorluğun parçalarını birbirine bağlıyordu.
Bugün ise bir şehrin gündelik hayatını.
Ölçek değişti; ama mantık değişmedi.
Bu yüzden Via Augusta yalnızca bir arkeolojik kalıntı değil, bir ulaşım sisteminin izidir.
Ve bu iz, bugün hâlâ yaşamın içinde kullanılmaktadır.
Benzer bir izi İstanbul’da da sürebilirsin.
Roma’nın Mese yolu, Bizans’ın ana aksı.
Osmanlı döneminde bu hat Divanyolu olarak kullanılmaya devam etti.
Bugün ise aynı çizgi, Yeniçeriler Caddesi ve Ordu Caddesi üzerinden hâlâ şehrin en yoğun akslarından biri olarak yaşamaya devam ediyor.
Yani bir zamanlar imparatorların, askerlerin ve tüccarların hatta Osmanlı sutlanlarının yürüdüğü hat, bugün tramvayın geçtiği, insanların işe gittiği bir yol.
Yol aynı ama zaman farklı.
Hiçbiri sadece bir sokak değil.
Bir bütünün parçası.
Bir zamanlar şehirleri, limanları ve insanları birbirine bağlayan bir sistemin.
Ve şehirler bugün hâlâ o sistemin izini taşımaya devam ediyor.
Bir dahaki sefere bir şehirde yürürken sadece nereye gittiğine bakma.
Üzerinde yürüdüğün yolun seni nereden nereye taşıdığını mutlaka düşün.




